kuranıkerim.net



Ahilik

Ahilik, alışılagelen anlamda bir tarikat değil, bir uğraş örgütüdür. Belli kuralları, koşulları, inanç geleneği bulunan, din e bağlı tarikattan apayrı özelliği olan, bir kurumdur. Ancak, tasavvufla, tarikatlarla ilgili araştırıcılar, bu kurumun benimsediği birtakım ilkelerle tarikatlar arasında yakınlık gördüklerinden, Ahilik de bilinen tarikatlar arasında yer aldı. Ahilik'in hangi yılda, kimin çabasıyla kurulduğu kesinlikle bilinmiyor. Birtakım "Fütüvvetname"lerde bulunan bilgilere dayanılarak bu kurumun epey eskiye götürüldüğü görülüyor.

"Ahi" sözcüğünün anlamı konusunda da açıklığa varılmamıştır. Kimi araştırıcılara göre, "ahi" sözcüğü Asya Türkçe sinde "eli açık"anlamına gelen "akı l ahı" dan türemiştir "eli açıklık" demektir, bundan dolayı da bu kuruluşun kökeni Türk topluluklarıdır.Başka bir sava göre "ahi" sözcüğü Arapça "kardeşim" anlamına gelen "ahi"den türemiştir, dolayısıyla kurucusu Araplardır, kökeni Ali'ye değin gider. Nitekim Ahilik'ten söz eden yapıtların "fütuvvetname" olması, "fütuvvet" sözcüğünün Arapça "genç" "yiğit", eli açıklık gençlik" gibi karşılıkları olması bu kanıyı pekiştirir. Sözcüğün kökenini araştırmak, kurucusunun kim olduğunu açıklamaya yetmez burada. .

Ahilik, kökü ne denli eskiye giden bir kavram olsa da, yaygın bir kuruluş niteliğinde l0'ncu yüzyıldan sonra ortalıkta görülmektedir. Anadolu' da. ise Selçuklular çağında, onlardan sonra etki_lik göstermiştir. Selçuklularda da, Osmanlılarda da bir tarikat niteliği taşımaz, bir iş kuruluşu özelliği içerir. Belli ilkeleri, düzeni, aşamaları, giriş-davranış törenleri bulunan bir uğraş örgütüdür. 13. yüzyılda en etkili çağını yaşayan ahilik, daha çok Ankara dolaylarda gelişmiştir. Başlıca özelliği yalnız Türkler arasında varlığını sürdürmesi, Ali'ye bağlanması, dahası alevi bir kuruluş olmasıdır. Bu örgüt Batı'(la görülen, Osmanlılarda yasal bir kurum niteliği taşıyan "lonca" özelliği gösterir. Anadolu'da, bu örgütün öncüsü Ahi Evren Veli'nin l299'da Osman Gazi'ye kuşak bağladığı söylentisine bakılırsa 13.yy. sonlarında yaşadığı anlaşılır.

Ahilik'te, temel ilke, örgüte girenlerin kesin eşitliğidir, bütün örgüt üyeleri birbiriyle "kardeş" sayılır, küçükten büyüğü (yaş, aşama bakımından) doğru sınırsız bir saygı vardır. Bu saygı örgüt kuralları gereğincedir. Ahilik, bir örgüt olduğundan ona her isteyen giremez, girecek alanda belli nitelikler aranır. Örgüte, örgütten yetkili bir kimsenin aracılığı, onayı, önerisi üzerine girilir. Belli kurallara göre uygulanan bir giriş töreni vardır. Bu törenin temelini. saygı-sevgi sözünün eri olmak doğruluk -yiğitlik-gövde yapısı bakımından alımlılık bg., özellikler oluşturur. Aktöre bakımından küçültücü, yerilmeye, kötülenmeye elverişli bir nitelik taşıyan kimse kesinlikle bu örgüte giremez. Örgüte giren kimsenin, belli aşamalara göre yükselmesi, bütün aşamalarda başarı gösterdikten sonra "şeyh" olması gerekir. Şeyh olmak ise zamana, örgütte belli görevleri yerine getirmeye, uzman olmaya bağlıdır. Örgüte girmesi uygun g6rüİen kimseye, belli bir törenle "kuşak" (şed) bağlanır. Bu kuşak bağlamanın anlamı, örgütün bir üyesi olmak, kendini örgüte vermek, örgüt kurallarına uymak, yasalarına bağlanmak demektir.

Ahilik'te dinsizlerin, dedikoducuların, falcıların, yıldızlara bakarak geleceği bilmek-bildirmek isteyenlerin, peygamberlere saygısızlık edenlerin, hamam tellaklarının, çığırtkanların (dellalların), Pişekarların (bir işte öncülük -açıklayıcılık edelilerin), kasapların, cerrahların, bayrak taşıyıcıların (alemdôr) başkalarının kargışlayanların (beddua edenlerin), hırsızların (bir nesneyi değerinden yükseğine satanların) yeri yoktur. Bu on iki nitelikten birini taşıyan kimseler, örgütte olsa bile (sonradan), bir daha alınmamak üzere koyulur. Ahi olabilmek için de şeriat, tarikat, marifet gibi üç alanda bilgi edinmek gereklidir. Bu bilgilerin varlığı saptandıktan sonra. gence kuşak (şed) bağlanır. .

Kuşak bağlamanın on iki koşulu vardır. ilim (bilgi), am el, (Eylem), sabır (katlanma), rehnuma (yalgösterici), şükrüllah (Allaha şükretmek), ihlas (kurtuluş), iç arınmışlığı, kötülüklerden uzak kalmak. Kuşak bağlamanın (şed) öteki koşulları şunlardı: Tövbe, mücahede (çaba gösterme), yakın dostluk (kesin dostluk), sadakat (bağlılık), tevekkül (kendini Tanrı'ya, inanca verme), terki adet (alışkanlığı bırakma), Kuşak bağlanırken üç kural daha vardır: Şeyhlerin katına eli-boş gitmemek ayrıca.her zaman yıkanmış olmak, buyruğu yerine getirmek, yasağı uygulamak. Kuşak bağlamada beş peygambere uymak, onları benimsemek gerekir: Adem, Şid, Nuh, İbrahim Hz.Muhammed Peygamberlere "salavat" getirilir, "Fatiha" okunur. '

Şeriatın ise yalan söylememek, zina etmemek, içki içmemek uğruluk etmemek gibi dört koşulu vardır.

Örgüte girmek isteyen kişiye, özel törende, dört kişi seçtirilir. Bu dört kişi, ona uğur getirmek için, nefes vermek için (örgütle tinsel güç kazandırmak için), dört simgesel kişidir: Usta, yol atası sağ yol yoldaşı, sol yol kardeşi. Bu dört kişi, istekliye tinsel bakımdan öncülük eden, yardımına koşan, yol gösteren kimsedir. Kuşak sarmış, örgüte girmiş kimsenin şu nitelikleri de taşıması gerekir: Sözünü ölçülü; yerinde söylemek, değer bilir olmak bu nitelikte sürekli bulunmak, açık yardım sever olmak, güler yüzlü olmak, tatlı dilli olmak, kimsenin arkasından koğuculuk etmemek.

Ahi şeyhlerinde bulunması gereken. nitelikler, uyulması gereken koşullar da şunlardır:

. Hakk' a inanmak

. Halk içinde ölçülü, duyarlı olmak

. Benliğini öldürmek, bencillik etmemek

. Ululara hizmet eylemek

. Buyruğu ,altındakine yumuşak yürekle davranmak

. postlara öğüt vermek

. Dervişlere su vermek (sakilik etmek)

. Bilginlere karşı alçakgönüllü olmak

. Düşmanlara hoş görünmek,

. Bilgisizin karşısında susmak.

Ahilik'in, bütün topluluk ta uygulanması, genel bir kural niteliği taşıyan altı ilkesi daha vardır:

. Elini açık tut

. Sofranı açık tut

. Gözünü bağlı tut

. Kapını açık tut

. Belini bağlı tut

. Dilini bağlı tut...

Bu altı ilke, örgütün genel aktöre düzenini temel öğelerdir. İlk ikisi yardım etmeyi, eli açık davranmayı, eli sıkılıktan kaçınmayı, yedirip içirmeyi dile getirir. Üçüncüsü, başkalarının işine karışmamayı, tüm olup biteni görmemeyi, dördüncüsü konukseverliği, son ikisi de kendine egemen olmayı, duyguların, tutkuların boyunduruğu altına girmemeyi öğütler.

Ahilik, Selçuklulardan Osmanlılara gelinceye değin varlığını, özelliğin korumuş, daha sonra yozlaşmaya, çevreyi tedirgin etmeye başlamıştır. Bu da, koyu bir Sünni anlayışa dayanan Osmanlı yönetiminin, Alevilik'e karşı duyduğu derin tepki yüzündendir. İmparatorluğun kuruluş döneminde gelen Osman, Orhan, Birinci Murat gibi üç padişah Ahi kuruluşundandı. Yıldırım Bayazıd, Çelebi Mehmed 'Zeynilik tarikatına girerek Sünni inançların, devlet düzeninde egemen olmasına bir giriş sağladılar. Onlardan sonra gelen padişahların, Abdülaziz dışında (bıı Padişah Bektaşi idi.) hepsi Sünni tarikatlara bağlanmıştır. Yalnız Vahdeddin'in ne olduğu bilinmiyor.

AHİLİK'TE EĞİTİM – ÖĞRETİM

Bir uğraş kurumu olan Ahilik'te eğitim-öğretim yaşanan gerçekler_ dayalı bir içeriktedir. Bütün öğretilenler, yaşamda uygulanabilecek niteliktedir, belli bir amaca yöneliktir. Bu eğitimin üç ayrı dalı vardır:

. Bilgi edinmek için uygulanan öğretim,

. Bir uğraş alanında yetişmek için sürdürülen eğitim,

. Savaş gereksinimlerini karşılayacak nitelikte eğitim..

Ahi örgütüne giren gencin bu üç dalda yetişmesi gerekirdi.Bu dalların ayrı öğreticileri vardı. Bu örgüte giren gencin Ahi ocağında (zaviye) bir ustası, bir yol atası, iki de yol kardaşı olurdu. Bu öğretim - eğitim kuruluşu uzmanlarca yürütülür" her yetkilinin kurum içinde belli bir aşaması, sanı vardı. Öğretim iki aşamalıydı. Birinci aşamada okuyup yazma, matematik, Türkçe, tarih, Kur'an, fütüvvetname; ikinci aşamada yazın, yaşamöyküleri, tasavvuf, Arapça-Farsça, müzik, oyun öğretilirdi. Bu öğretim-eğitim aşamalarından sonra ordu eğitimi başlardı. Ata binmek, kılıç, kargı, ok kullanmak gibi savunma, savaş alanlarını ilgilendiren işler görülürdü.Bunun da Ahi görmek, şeyh görmek, öğretmen görmek gibi uç koşulu vardı. Burada "görmek" sözcüğü çalışmak, tanımak, çalışacağı kimseyi seçmek, onup. değerini kavramak' gibi değişik simgesel anlamlar içerir, yetki almak karşılığı söylenirdi. Ahilik eğitiminin temeli kardeşlik,yiğitlik, insanları sevmek, eşitlik, iş aktöresi, örgüte bağlanmak gibi altı ilkeye dayanır. Bunların dışında "sofra töresi" uygulanırdı. Bu töreye göre temiz olmak,yıkanmak, saygılı davranmak, yemek yenen yere ayakkabıyla girmemek, lokmaları ağzı şişirtecek biçimde almamak, kemikler sofranın üstüne koymamak, ekmeği yemeğin suyuna çok batırmamak, sofrada kaşınıp sümkürmemek, ağzını sesletmemek, kendine düşenden çoğunu aramamak, yeterince yemek, kendi önünden yemek (yemek ortak sofrada, bir kapta yendiğinden) gerekliydi.

Ahilik'te uğraşın öncüsü bir peygamberdi, bu nedenle iş, uğraş kutsal bir eylemdi.

Adem - tarımcı

Şid - hallaç

İdris - terzi

Nuh - marangoz

Hud - alışverişçi

Salih - deveci

İbrahim - sütçü

İsmail - avcı

İshak - çoban

Yusuf - saatçı

Musa-çoban

Zülküf - ekmekçi

Lut - tarihçi

Üzeyir - bağcı

İlyas - culhacı

Davut – zırhçı

Lokman - otacı (hekim)

Yunus - balıkçı

İsa - gezgin

Muhammed - alışverişçi

Uğraşlar incelenince, A1ılIik'te berber, kasap, hamamcı, bg.işlerle ilgili öncülerin yer aImadığı görülür. Bu işlerle uğraşanlar örgüte giremezdi.

Ahilik'in, Anadolu'da öncüsü olarak Ahi' Evren Veli gösterilir, ancak birliğin kurucusu o değildir., Ahi Evren, 13'üncü yüzyıl sonlarına değin yaşamıştır, ilk örgütü Ankara'da düzenlemiştir. Bu örgüt'ün iç düzenine göre, bir uğraş türünün başında bir yetkili bulunur, işçileri o yönetir, yönlendirir. Işçilerin, başlangıçtan ustalığa değin yükselme aşamalarını yönetir. Çalışamayacak durumda olanlara, yaşlılara örgüt düzenine göre bakılır, onların geçimi sağlanır, yatacak yer bulunur. Örgütten kovulmamışsa, Ahi olan ölünceye değin kurumun içinde kalır. Ustalık aşamasına gelince, yeni bir iş tutmak, ,yetkilinin vereceği yetkiye bağlıdır. Yeni iş, yeni bir törenle açılır, düzenlenir. İş, işyeri kutsaldır, saygınlığı dokunulmazdır.

Ahi Evren'in yaşamı söylencelerle, olağanüstü olaylarla süslenmiş, doğal gerçeğinden uzaklaştırılmıştır. Onda, Anadolu insanın sevdiği .kimseyi nasıl gördüğünün, yaşattığının belirtileri açıklığa kavuşmuştur.

Ahilik, IS' inci yüzyılda yavaşlamış, özellikle Yeniçeri Ocağı kurulduktan sonra etkinliği yitirmiş tek tek kişilerin benimsediği bir yol olarak biraz ,daha sürmüşse de, toplum kurumu olma özelliğinden uzaklaşmıştır. Ancak Ahilik'in, bir tarih kurumu olarak, büsbütün ortadan kalkmadığı, bir gelenek olarak sürdüğü tartışma götürmez. Osmanlı toplumundaki bütün iş kuruluşları (esnaf örgütleri) Ahilik'in biçim 'değiştirmiş kol1arıdır. Osmanlı toplumunda usta-çırak geleneği, iş kolunda küçüğün büyüğe kesin saygısı, karşılıklı yardımlaşmalar , uğraş dayanışmaları hep Ahilik'in ürünleridir. Bu alanda yapılacak bilimsel, düzenli, geniş boyutlu bir çalışma, Ahilik Örgütünün Anadolu tarihinde de ne denli etkili, verimli, kapsamlı olduğunu gösterecektir. Oysa bu kurum, bugüne değin, bilimsel bir açıdan görülmemiş, bilimsel, önyargıdan uzak bir anlayışla ele alınmamıştır.